Advert

Bahçeli, Misak-ı Milli’yi hatırlattı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Musul'un Türkiye'nin sorunu olduğunu belirterek Misak-ı Milli maddelerini hatırlattı.

Bahçeli, Misak-ı Milli’yi hatırlattı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Musul'un Türkiye'nin sorunu olduğunu belirterek Misak-ı Milli maddelerini hatırlattı. Bahçeli "Musul bizim sorunumuzdur, Halep bizim ana meselelerimizden birisidir. Cumhurbaşkanı Misak-ı Milli hatırlatması yapmıştır ki, hakkı vardır. Misak-ı Milli altı maddelik siyasi ve egemenlik alanlarımızın manifestosudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Misak-ı Milli'nin sınırlarını 1920 ve 1923'de çizmiş ve şöyle açıklamıştır: 'Bu hudut İskenderun Körfezi'nin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsünün güneyinde Fırat nehrine ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır.' Şimdi anlaşıldı mı niye Musul, niye Kerkük, niye Halep? Bu ecdad yadigarı Türk topraklarını oyunlarla gasp edenler, anlaşma ve terörist saldırılarla bizleri oyalayanlar tarihe karşı suç işlemişlerdir. Musul ve Kerkük fiziken değilse bile vicdanen, kalben ve manen vatandır, Türk vatanın gözü yaşlı parçalarıdır. Buralarda hangi taşı kaldırsak altından “Ne Mutlu Türküm Diyene” seslenişi duyulacaktır. Musul, Kerkük ve Halep'in sinesi Türk diye inler, Türk'ün ahlak ve hasretini şakır şakır dile getirir. Teksaslı gelecek biz gelmeyeceğiz öyle mi? Londra'dan dün olduğu gibi bugün de, ipini koparıp Musul'a girenler emperyalist iştahlarını tatmin edecek, ne var ne yok sömürüp bir de üstüne fitne ekecekler, biz de oralı olmayacağız, istenen bu mudur? Biz üst akıl falan tanımaz, takmayız" dedi.
"IRAK'IN TÜRKİYE'YE KARŞI UYGULADIĞI GERİLİM POLİTİKASI MUHATAPLARINI MAHCUP EDECEK, VARSA YÜZLERİNİ KIZARTACAKTIR"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu. Devlet Bahçeli, Musul'un terör örgütü IŞİD'den kurtarılması için başlatılan operasyona ilişkin Irak Başbakan'ı Haydar El İbadi'nin açıklamasını eleştirdi. Bahçeli, "İbadi, Musul'a sadece Irak ordusunun ve polis güçlerinin gireceğini ileri sürmüş, özellikle ülkemize hadsizce durum ve pozisyon hatırlatması yapmıştır. Irak'ın Türkiye'ye karşı uyguladığı gerilim politikası öncelikle muhataplarını mahcup edecek, yüzleri varsa kızartacaktır. Musul'u, bir avuç IŞİD'li çapulcunun eline bırakıp kaçan sanki kendileri değilmiş gibi konuşan İbadi ve yandaş kümesinin komşuluk hukukuna riayet ve hizmet etmediği ortadadır. Bunlar hem kel hem foduldur. Türkiye'nin Irakla olan sınır uzunluğu 350 km'dir. Bundan daha mühimi, Musul'un, Musul'da yaşayan kardeşlerimizin varlık ve çıkarlarını müdafaa etmek ülkemizin en tabii hakkı ve boyun borcudur. Bağdat yönetiminin bundan gocunması abesle iştigaldir. Başbakan İbadi ve yönetiminin Türkiye husumetini hazmetmek, vakay-i adiyeden görmek eşyanın tabiatına da aykırıdır" diye konuştu.

"TÜRKİYE MEŞRU MÜDAFAA HAKKINI KULLANMAK DURUMUNDADIR"

Musul operasyonunda üç cepheden IŞİD'in kıskaca alındığını, Zertek Dağı'nda ABD'li askerler ile peşmergenin birlikte hareket ederek çarpışmaya katıldığını bildiren Bahçeli, Musul kent merkezine 20 km uzaklıkta bulunan Başıka'ya konuşlanan ABD'li askerler IŞİD hedeflerini obüs atışlarıyla vurduğunu anımsattı. Operasyon kapsamında ABD ve Fransa'ya ait savaş uçaklarının IŞİD mevzilerini bombaladığını belirten Bahçeli, IŞİD'in boş durmadığını, düzenlediği intihar saldırısında 70 Iraklı askerin hayatını kaybettiğini anımsattı. Bahçeli operasyona ilişkin şunları söyledi: "Musul operasyonun başını ABD çekmektedir. Kara gücü olarak planlanan askeri varlığın sayısı 36 ülkeden katılımlarla birlikte 30 bini bulmaktadır. Hatta ABD ve İran arasında yapılan anlaşmaya göre PKK'lı teröristlerle birlikte Haşdi Şabi milislerinin de Irak ordusu çatısı altında operasyona katılacakları iddiası gündemdedir. Bu nasıl bir ittifaktır? PKK'nın Musul operasyonunda ne işi vardır? Türkiye'ye ne mesaj verilmekte, ABD ne yapmaya çalışmaktadır? Irak Başbakanı, kendi topraklarındaki yabancı postalları ve terör örgütlerini görmeyip Türkiye'ye Musul'a gelme çağrısını nasıl, hangi hakla yapabilmektedir? İbadi'nin yolu yol değildir. Irak'ta katledilen bir milyon Müslüman'ın faillerine kucak açan İbadi yönetiminin mantığı tıpkısıyla celladına bağlanmış bir köleden farksızdır. PKK, Musul'un hemen batısındaki Sincar'a yerleşmiştir. Türkiye'nin kapılarını açıp yardım elini uzattığı Ezidilerin sırtımızdan hançer salladıklarını görmemek için kör olmak lazımdır. Başta PKK olmak üzere, Türkiye düşmanlarının Irak topraklarında mevzi elde etmesi ne dostluğa sığacak ne de komşuluk hukukuyla bağdaşacaktır. İbadi kimin nam ve hesabına çalışmakta, kimlere diyet borcunu ödemektedir? Türkiye'yi Musul'dan uzak tutma gayretleri, Başıka'dan çıkması için zorlama çabaları neye ve kimlere hizmettir? Başıka'ya TSK davet edilirken bir şey yoktu da, şimdi mi oldu? Başıka bekamızın kilit noktalarındandır, terk etmek, boşaltıp dönüş yapmak kabus demektir. Türkiye meşru müdafaa hakkını kullanmak durumundadır. İbadi ister kabul etsin, isterse etmesin; büyük devlet olmanın vakar ve haysiyeti bunu gerektirmektedir. Türkmenler katliama maruz kalırken, Türkmeneli'nin demografik omurgası bozulurken Irak ne yapıyor, neyle meşgul oluyordu? Musul üzerinden yürüyen mücadelelerin yalnızca IŞİD'i kovmak olmadığını aklı başında herkes bilmektedir. Barzani aksini söylese de, Musul'daki nüfus yapısının zedelenmesi, etnik ve mezhep dengesinin tersine çevrilmesi bölgeyi tamamıyla ateşe atacaktır."

"TÜRKİYE MUSUL KONUSUNDA SEYİRCİ KALMAMALI, TRİBÜNDEN İZLEMEMELİDİR"

Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğüne saygısı olduğuna dikkati çeken Bahçeli şöyle konuştu: "Türkemeneli'ni çaresizliğe terk edemeyiz, etmemeliyiz. Kerkük Türk'tür, Musul, Telafer Türk'ün öz yurdudur. Bize ne işiniz var Musul'da diyenler, ahlaklı ve utanma sahibi iseler, önce kendilerinin ne aradığını açıklamak, netliğe kavuşturmak mecburiyetindedir. Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğüne saygısı vardır ve olmalıdır. Komşu komşunun külüne, sesine, nefesine muhtaçtır. Ancak bir süre sonra, BM'nin de öngördüğü şekliyle, Musul'dan mülteci göçü başlayıp sınırlarımıza yığılmalar olduğunda ne olacak, terör tehdidi devam ederse Irak'ı kuklaya çeviren müttefik ülkeler ne diyeceklerdir? Musul'un batısında bulunan Türkmen kenti Telafer'de katliam yapılırsa bunun hesabını kim ya da kimler verecektir? İran'ın tahrikleriyle mezhep gerilimi savaşa dönerse bölge ve dünyanın ne hale geleceğini şimdiden kestiren var mıdır? Türkiye Musul konusunda seyirci kalmamalı, geride durmamalı, tribünden izlememelidir.Ancak bu söylediklerim, savaşalım, çatışalım, inceldiği yerden koparalım, oldubittiye getirelim biçiminde yorumlanmamalıdır.Diplomasinin tüm yolları mutlaka kullanılmalıdır. Musul Operasyonundan kısa süre önce ABD'ye giden Genelkurmay Başkanı'nın görüşme ve müzakere hamleleri zamanlama itibariyle yerindedir."

"ÜST AKIL FALAN TANIMAYIZ, TAKMAYIZ,"

Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki varlığının toprak kazanmak değil yalnızca nüfuz alanlarını korumak ve güvenliğine yönelen tehlikeleri engellemek olduğunu vurgulayan Bahçeli şu ifadeleri kullandı: "IŞİD en çok Türkiye'ye saldırmaktadır. Bu cinayet örgütünün alçakça saldırıları en başta sınır il ve ilçelerimiz olmak üzere, tüm Türkiye'yi yasa boğmaktadır. Geçtiğimiz Pazar günü Gaziantep'te yaşadığımız tiksinti verici canlı bomba eylemi bunun en son ve somut örneğidir. Türkiye'yi fanusa sokmak, dallarını kesmek isteyenler, boşuna heves etmesin; Musul bizim sorunumuzdur, Halep bizim ana meselelerimizden birisidir. Cumhurbaşkanı Misak-ı Milli hatırlatması yapmıştır ki, hakkı vardır. Misak-ı Milli altı maddelik siyasi ve egemenlik alanlarımızın manifestosudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Misak-ı Milli'nin sınırlarını 1920 ve 1923'de çizmiş ve şöyle açıklamıştır: 'Bu hudut İskenderun Körfezi'nin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsünün güneyinde Fırat nehrine ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır.' Şimdi anlaşıldı mı niye Musul, niye Kerkük, niye Halep? Bu ecdad yadigarı Türk topraklarını oyunlarla gasp edenler, anlaşma ve terörist saldırılarla bizleri oyalayanlar tarihe karşı suç işlemişlerdir. Musul ve Kerkük fiziken değilse bile vicdanen, kalben ve manen vatandır, Türk vatanın gözü yaşlı parçalarıdır. Buralarda hangi taşı kaldırsak altından “Ne Mutlu Türküm Diyeneö seslenişi duyulacaktır. Musul, Kerkük ve Halep'in sinesi Türk diye inler, Türk'ün ahlak ve hasretini şakır şakır dile getirir. Teksaslı gelecek biz gelmeyeceğiz öyle mi? Londra'dan dün olduğu gibi bugün de, ipini koparıp Musul'a girenler emperyalist iştahlarını tatmin edecek, ne var ne yok sömürüp bir de üstüne fitne ekecekler, biz de oralı olmayacağız, istenen bu mudur? Biz üst akıl falan tanımaz, takmayız. Üstü, altı bilmeyiz; fakat aklı olan varsa ya göle kaçsın ya da kendisine saklasın, belki ihtiyaç duyacaktır. Tavsiyemiz budur. Yalnızca ve yalnızca Türk milletinin aklına, irfanına ve kudretine inanır, kargadan başka kuş tanımayanlara kartal pençesini heyecanla hatırlatırız."

"YPG'NİN ŞIMARTILMASI IŞİD'İN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYACAKTIR"

Fırat Kalkanı Harekatı'nın 56'ncı gününde olunduğunu bildiren Bahçeli, YPG'nin hala Fırat'ın batısında olduğunu kaydetti. Bahçeli şöyle devam etti: "Kaygımız odur ki, IŞİD'in atıldığı yerlere PYD-YPG'nin yerleşmesi bir şeyi değiştirmeyecek, sadece bir terör örgütünün yerini diğeri alacaktır. ABD'nin PYD-YPG'yle ilişki ve irtibatları kesilmeden, IŞİD'e karşı yürütülen operasyonların kalıcılığı söz konusu olmayacaktır. IŞİD, FETÖ, PKK, PYD-YPG Türkiye'nin azılı düşmanlarıdır. Düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesi bizim yabancısı olduğumuz bir sapma hali ve sakat bakıştır. PYD-YPG'ye uzatılan her el, verilen her destek polislerimize, Mehmetlerimize sıkılmış kurşun, atılan bomba, döşenen mayındır.ABD'nin buna hiçbir hakkı yoktur. Terör örgütleriyle düşüp kalkmak bir NATO üyesi ülkeye hiçbir şekilde yakışmayacak, uygun düşmeyecektir. ABD'nin YPG'yi kanatlarının altına alıp pis işlerinde kullanması insanlık haysiyeti ve devlet ahlakıyla taban tabana zıtlık içerecektir. YPG'nin şımartılması dolaylı şekilde IŞİD'in değirmenine su taşıyacaktır. Teröristlerin silah ve bombayla beslenip kışkırtılmaları da ters tepecektir.Terör örgütlerinin iyisi kötüsü olamaz. Böyle bir tasnife gitmek terörizme ortak olmak, ön açmak demektir ki, insanlık vicdanında ve uluslararası hukukta bunun tam karşılığı cinayetleri azmettirmektir. ABD'nin, Türkiye'yi terör örgütleriyle aynı kefeye koyma talihsizliğinden, PYD-YPG'yi ülkemize tercih etme hatasından süratle dönüş yapması bölgesel ve küresel istikrara azami katkı verecektir."

"AHMAK ATA BİNERSE BEY OLDUM SANIRMIŞ"

Devlet Bahçeli geçtiğimiz haftaki grup toplantısında başkanlık sistemine ilişkin açıklamalarının farklı yönlere çekildiğini kaydederek konuşmalarını tekrarlardı. "Bunları anlamayan varsa, sözüm söz olsun, heceleye heceleye, yeni baştan alfabeyi öğretir gibi anlatmaya varım ve hazırım" diyen Bahçeli şunları dedi: "AKP'nin stepnesi, koltuk değneği, yedek lastiği, bastonu, kurtarıcı meleği dediler. Başkanlığı saraya altın tepsi içinde sunduğumuzu söylediler. Bindiğimiz dalı kestiğimizi uydurdular. İhanetle verkaça girdiklerini unutup AKP'ye pas verdiğimizi dillerine doladılar. Gizli görüşmeler yaptığımızı dillendirdiler. Arka kapı diplomasisi yürüttüğümüzü ifade ettiler. İmaret yapılmadan öbek öbek dizilen dilenciler gibi karşımıza dizilenler eğer düştükleri denizde yılana sarılıp zehir almadılarsa kesinlikle hakaret ve hezeyanın dibine kadar batmışlardır. Ahmak ata binerse bey oldum sanırmış, şalgam aşa girerse yağ oldum sanırmış, bunların ki tam da budur. Bu şahıslara tavsiyem şudur: Söz biliyorsanız söyleyin inansınlar; bilmiyorsanız susun da alayınızı adam sansınlar. Milliyetçi Hareket Partisi'nin ne dediği bellidir. Hükümet sistemi üzerinde yapılan tehlikeli oynamalar, hukuki temeli olmayan siyasi ve hamasi uygulamalar rejim krizine dönüşebilecektir. Ya filli durum düzelsin, evli evine, köylü köyüne dönsün. Ya da filli durum hukuki boyut kazanarak Türkiye derin bir nefes alsın, hukuksuzluk ve Anayasa ihlalleri son bulsun. Biz millete gitmekten korkmayız. Bunda da mahsur görmeyiz. Ve de Türk milleti ne derse, neye karar verirse baş göz üstüne diyerek gereği neyse seve seve yaparız. Biz ezelden ebede Hakk'ın yolunda, milletin yanındayız."

"ARABA DEVRİLDİKTEN SONRA YOL GÖSTEREN ÇOK OLURMUŞ, BİZ DEVRİLMEDEN YOLA DEVAM EDİLSİN İSTİYORUZ"

Bahçeli, CHP'nin açıklamalarını da eleştirerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Adında halk olan, halkın partisi olduğunu iddia eden CHP niye celalleniyor, niye rahatsız oluyor? PKK'yla kuytu köşelerde fiskos yaparken, HDP'nin aparatı, PKK'nın siyasi sim kartı olurken bir şey olmuyor da, biz bir teklifle gelince mi kıyamet kopuyor?Hem kaçmak, hem de davul çalmak siyasi ahlaka sığar mı? Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olurmuş, biz devrilmeden yola devam edilsin istiyoruz. Demirin tavında dövüleceğini söylüyoruz.15 Temmuz'dan sonra bambaşka bir Türkiye tablosuyla karşılaştığımızı, çok yüksek risk ve tehditlerle boğuşmak durumunda olduğumuzu üstüne basa basa belirtiyoruz. Hukuksuzluğun bir devlet kaybına neden olabileceğini sürekli vurguluyoruz. Gerçi şunu da biliyoruz ki, CHP'li sözcülere, ekran ve gazete köşelerinde saldırgan tutum takınan zevata ne desek boştur. Çünkü tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin. CHP ve yandaşları düğüne giderler zurna beğenmezler, hamama giderler kurna beğenmezler. Bunlar Milliyetçi Hareket Partisi'ni tanımıyorlar, tanımak istemiyorlar. FETÖ'cüler, mandacılar, bölücüler, Türkiye'nin varlığını çekemeyen mihraklar bir de kendilerine aydınlıkçı diyenler üzüm üzüme baka baka nasıl kararıyorsa, birbirilerini göre göre, duya duya her tarafları zifte bulanmıştır."

"MHP PARLAMENTER SİSTEMİN REVİZE EDİLİP REFORMA TABİ TUTULARAK DEVAMINDAN YANADIR"

Bahçeli, MHP'nin parlamenter sistemin revize edilip reforma tabi tutularak devamından yana olduğunu vurgulayarak konuşmasını şöyle sonlandırdı: "CHP'nin bu tuzağa düşmesi akla zarar, siyasi geçmişine haksızlıktır. Atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatırmış, biz konuşunca devreye girenlerin nifak saçan dillerini telaşla uzatmaları ise sefilliklerini örtemeyecektir. İçleri çıfıt çarşısına dönenlerden öğrenecek bir şeyimiz de yoktur. Bunlara diyorum ki, yağ mı yoğurttan yoğurt mu yağdan çıkar, yakında görürsünüz. Az bekleyin, biraz daha sabredin. Biz şartlar oluşursa, egemenliğin sahibi aziz milletimize herhangi bir sorunun ve muammanın çözümü için müracaat etmekten en ufak tereddüt göstermeyiz. Bu nedenle diyorum ki, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Zahmetsiz rahmet olmayacağı meydandadır. Gerekirse zahmet çekeriz, çileye katlanırız; ama Türkiye'nin siyasi ve hukuki istikrarı için üzerimize düşeni harfiyen yaparız. Milliyetçi Hareket Partisi parlamenter sistemin revize edilip reforma tabi tutularak devamından yanadır. Ancak milletimize görüşünü sormanın, filli çelişkiyi sona erdirmeyle ilgili müdahil olmasını istemenin hiçbir mahsurlu ve sakıncalı tarafını da görmeyecektir. Yağmur nereye yağsa tarlasını oraya taşıyanlara diyeceğimiz bir şey yoktur, zira onlarla uzlaşma vasat ve vaktimiz de bulunmayacaktır. Türk milletine güveniyorum, AKP'nin Anayasa hazırlığını TBMM'ne getirmesi, ilke ve hassasiyetlerimizi gözetmesi halinde sağlıklı ve makul bir neticenin alınacağına yürekten inanıyorum."

Misak-ı milli nedir?

Misak-ı Millî ya da Millî Misak (Günümüz Türkçesi ile Millî Yemin ya da Ulusal Ant), Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasî manifestosu olan altı maddelik bildirinin adıdır. İstanbul'da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır. Bildiri, I. Dünya Savaşı'nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgari barış şartlarını içerir.

Toplantıdan çıkan kararlar arasında, özellikle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi milletvekillerinin yoğun çabasıyla gizli bir oturumda daha önce Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanan Misak-ı milli (Milli Ant)'nin kabul edilmesi vardır (28 Ocak 1920).

Bildiri mecliste Ahd-ı Millî Beyannamesi adıyla kabul edilmiş, ancak daha sonra "Misak-ı Millî" olarak anılmıştır. Her iki deyim Ulusal Yemin anlamına da gelir. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları, büyük ölçüde, Misak-ı Millî ilkeleri doğrultusunda oluşmuştur.

Genelgeler için yapılan görüşmeler
Misak-ı Millî 'nin ana hatları Erzurum Kongresi (22 Temmuz - 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) biçimlendi.

Sivas Kongresi'nin talepleri doğrultusunda Osmanlı Hükümeti 11 Eylül'de genel seçim kararı aldı. Kasım ayında yapılan seçimlerde, Anadolu'nun her ilinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin gösterdiği adaylar kazandı. Seçilen adaylar Aralık ayı ve 1920 Ocak ayının ilk günleri boyunca ikişer üçer kişilik gruplar halinde Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmelerde son halini aldı. Heyet-i Temsiliye üyelerince imzalanan metin, Trabzon mebusu Hüsrev Sami Bey (Gerede) aracılığıyla İstanbul'a gönderildi.

12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayan Meclis, yönetim organlarını seçtikten hemen sonra bildiri konusunu ele aldı. 28 Ocak'ta yapılan bir kapalı oturumda “Ahd-ı Millî Beyannamesi” kabul edildi. 12 Şubat'ta Edirne mebusu Şeref Bey’in önerisi üzerine, beyannamenin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırıldı.

Beyannamenin kabulü ve yayımlanma biçimiyle ilgili henüz açıklığa kavuşturulmamış bazı noktalar mevcuttur. Her şeyden önce beyannameye ilişkin görüşmeler ve özgün metin Meclis-i Mebusan zabıtlarında yoktur. Bu durumda beyannamenin resmi bir oturumda değil, (Meclis üyelerinin tümüne yakınını kapsayan) Felah-ı Vatan grubunda kabul edilmiş olduğu ihtimali dile getirilmiştir. Birleşik Krallık Büyükelçisi Sir Horace Rumbold, "yayınlanmış hiçbir imza listesi yoktur" diyerek, izlenen prosedürün “misakın geçerliliğini kuşkulu kıldığını” iddia eder.

Bunun yanı sıra Ankara'da hazırlanan 8 maddelik metinle İstanbul'da kabul edilen 6 maddelik metin arasında da farklar vardır. Ankara metninde bulunan, savaş suçlularının cezalandırılmasına ilişkin madde son metinden çıkarılmıştır. Ankara metninde iki ayrı maddede yazılan “mütareke sınırı” ve “Müslüman halkın bölünmezliği” konuları İstanbul’da birleştirilmiştir. Son maddede Milletler Cemiyeti’ni savunan bir ibare İstanbul’da ilan edilen metinden çıkarılmıştır.

En önemli belirsizlik birinci maddededir. Ankara'da düzenlenen metinde, Mondros Mütarekesi’yle belirlenen sınırların “içinde” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğunun “bölünmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bu ifade—bazı kaynaklara göre -- “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğu olarak değiştirilmiştir. Yayımlanmış olan Misak-ı Millî metinlerinin bir bölümünde "ve dışında" deyimi vardır, bir kısmında ise yoktur. Misak-ı Millî 'nin can damarını oluşturan sınırlar meselesindeki bu belirsizlik dikkat çekicidir.

devlet bahçeli misaki milli

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
//
// //
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Okulda akılalmaz olay! Dolap üzerine devrildi ağır yaralandı
Okulda akılalmaz olay! Dolap üzerine devrildi ağır yaralandı
Kılıçdaroğlu: Hiçbir zaman döviz hesabım olmadı
Kılıçdaroğlu: Hiçbir zaman döviz hesabım olmadı