Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert

Bozdağ, medya yöneticilerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeni dönemini anlattı

BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kastetmediği cümlelerle başka tartışma ortamlarına çekilmeye çalışıldığını belirterek, “Güncelleme konusunda, yani Cumhurbaşkanımıza buradan çok saldıranlar oldu. Sanki reform gibi algılatmak isteyen ve algılamak isteyenler oldu. Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Tayyip bey aklı erdiği günden bu güne imanıyla ihlasıyla ameliyle ortada olan birisidir” dedi.

Bozdağ, medya yöneticilerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeni dönemini anlattı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, son günlerde din adına açıklama yapanlara yönelik olarak tepkisini dile getirmesinin ardından Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ bu kez medyanın Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.

Bozdağ’ın medyanın Ankara temsilcileriyle yaptığı toplantıya Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Huriye Martı, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Ekrem Keleş ve Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri katıldı.

‘KADINLARA YÖNELİK ÇALIŞMALARIN YAPILDIĞI BİR DÖNEMDE YIPRATMA ÇALIŞMASI BAŞLATILDI’

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda düzenlenen toplantıda konuşan Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ında hassasiyetleri doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'nda ilk defa bir kadının başkan yardımcılığına 7 kadının da daire başkanlığına atandığını belirterek, “Bütün illere en az bir tane müftü yardımcısı, ilk defa Diyanet İşleri Başkanlığı'nda kadın müfettiş, kadın murakıp alımı uygulaması başlatıldı. Şu anda murakıplardan 50 kadın alındı. Şimdi bunlardan belli bir zaman sonra müfettişliğe geçecek kadınlar. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda kadınların yapabileceği görevlerin tamamında kadınların istihdamı konusunda ve yetki ve sorumluluğun da artırılması konusunda bir çalışma yapılıyor. Esasında kadınlar üzerinden dinimizi yıpratma çalışmaları tam da böylesine önemli çalışmaların yapıldığı bir döneme rastladı. O yüzden gerçekten çok üzüldük. Bunu ifade etmek isterim” diye konuştu.

‘BU TARTIŞMALAR HÜKÜMETİN ALDIĞI KARARLAR SONUCU ORTAYA ÇIKMAMIŞTIR’

Son günlerde yaşanan tartışmaların niteliğine bakıldığında ve bu tartışmaların hükümetin aldığı kararlar veya yaptığı uygulamalar sonucu ortaya çıkmış tartışmalar olmadığına dikkati çeken Bozdağ, “Bu tartışmalarda konu edilen hususlar, Diyanet İşleri Başkanlığımızın görevlileri tarafından dile getirilen konular da değildir. Farklı kişiler tarafından ifade edilen hususlar. Tabi bunun da altını çizmek de özellikle fayda görüyoruz” dedi.

Bozdağ sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyanet İşleri Başkanlığı güzide bir kurum. Anayasal bir kurum. Ben inanarak söylüyorum. Toplumumuzun birliği, beraberliği, bütünlüğü bakımından dini konuların doğru anlatılması, doğru öğrenilmesi ve yaşanması bakımından sigorta bir kuruluştur. Bu kurumun yıpratılması, gözden düşürülmesi, millet nezdindeki saygınlığının azaltılması sadece bu teşkilata değil, emin olun bu masanın etrafında oturan herkese, 81 milyon bütün insanımıza zarar verir. Ben bu kurumun itibarının korunması hususunda elbette başkanından en aşağıdaki görevlisine kadar herkesin birinci vazifesi bu. Bunlar bunu yapacaklar görevleri gereği ama öte yandan da medyamızdan da bu konuda bir hassasiyet de ihtiyacımız olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Elbette yanlışları varsa bunu yüksek sesle söylemek, eleştirmek de sizin, hepimizin görevi. Biz de eleştireceğiz, siz de eleştireceksiniz ki bu eleştiriler kurumun kendini çek etmesine ve daha iyi yönde kendini geliştirmesine katkı sağlayacaktır.”

‘DİYANET AKADEMİSİ KURULUYOR’

Diyanet’in, Diyanet Akademisi diye bir yeni yapı oluşturma gayreti içerisinde olduğunu belirten Bozdağ, “Bu akademi imam, müezzin, kuran kursu öğreticisi, vaiz ve müftülerin hizmete girmeden önce bir eğitimden geçirilmesini öngörüyoruz. Asgari en az eğitimden geçecek, bir yıl meslek öncesi bir eğitimden geçecek. O hangi işi yapacaksa o işin incelikleri konusunda, usul konusunda pek çok hususta bir ciddi eğitim aldıktan sonra araziye gidecektir. Bundan sonraki dönemde direk müftü alımı, vaiz alımı, kuran kursu öğreticisi, imam ve müezzin alımı olmayacak. Adaylık sınavı yapılacak. Bu adaylık sınavını kazananlar müftülük ve eğitim merkezine gidip bir eğitim alacak. Veya vaizse, vaizlikle ilgili, imam hatipse, imam hatiple ilgili. Bir yandan dine ait temel bilgiler öğrenirken öte yandan göreve geldiklerinde karşılaşacakları pratikler konusunda da uygulamalı bir şekilde de yetiştirilecekler ve daha donanımlı din görevlileri ile vatandaşımızın ihtiyaçlarını karşılamak konusunda bir gayretin içerisinde olacaktır” diye konuştu.

‘KADINLAR KONUSUNDA DAHA GÖRÜNÜR ÇALIŞMALARA YER VERİLECEK’

Yeni dönemde Diyanet, kadınlar konusuna daha görünür ve daha ayrıcalıklı bir yer vereceğini ifade eden Bozdağ, bu çalışmaları Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Huriye Martı’nın yapacağını söyledi.

Bozdağ, FETÖ, DEAŞ gibi dini istismar eden terör örgütleri konusunda halkı bilinçlendirme ve bu konularda itikadi sapkınlık içerisinde olanlar hakkında halkın aydınlatmaları konusunda raporların yanı sıra arazide bire bir anlatılacağını söyledi.

‘TERÖRST DEVŞİRME KONUSUNDA İMKAN SAHİBİ DEĞİLLER’

Bozdağ sözlerini şöyle sürdürdü:

“Allah’a şükür Türkiye’de radikal unsurlar, dini istismar eden terör örgütleri, terörist devşirme konusunda fazla imkan sahibi değildir. Çünkü aziz milletimizin her birisi bu konuda aklı selim ve sağduyu sahibidir. Ancak bunların alan açmasına da önümüzdeki zaman içerisinde de izin vermeyeceğiz ve bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı her yerde bu anlatımları yerine getirecektir ve buraya çok büyük bir önem verecektir. Diyanet Vakfı’nın çalışmaları üzerinde de büyük gayretler var ve bu yeni dönemde Diyanet Vakfı da kendi ekonomik imkanlarıyla ilahiyat fakültelerimize ve bu alanda çalışma yapanlara ayrı bir destek paketi geliştirecek ve bu destek paketi üzerinden de bir çalışma yürüyecektir.”

‘HAKSIZ ELEŞTİRİYE UĞRUYORLAR’

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun, Türkiye’nin din konusunda bilgi ve birikim bakımından çok saygın insanlarından oluşan saygın bir kuruluş olduğuna dikkati çeken Bozdağ, “Ben merakımla okuduğum pek çok fetvaların gördüğümde gerçekten çok derinlikli araştırmalar üzerine fetva veriliyor. Yani basında yer alan bu eleştirileri ben hak ettiklerini hiç düşünmüyorum. Gerçekten çok büyük bir haksızlığa uğruyorlar. Tabi fetva verilirken bükünki pozitif hukuka göre fetva vermiyorlar. Çünkü Anayasa ve yasa bunlara dinin temel kaynaklarına göre fetva vermesini emrediyor. Size ‘Kuran’da veya İslam’da bu konu nedir’ diye sorduğunuzda siz elbette Kuran’a ve İslam’a göre ona cevap vereceksiniz. Burası da onu yapıyor” dedi.

‘MEZHEPÇİLİK ATEŞİNE ODUN ATMA ÇALIŞMALARI YAPILIYOR’

Son dönemde siyasal projelerden bir tanesinin mezhepçilik ateşine odun atma çalışmaları olduğunu ifade eden Bozdağ, şunları söyledi:

“Küresel güçler ve bazı hesaplı çevreler. İslam dünyasında ve bölgemizde mezhepçilik ateşini körüklemek için, harlamak için büyük gayretlerin içerisindeler. Ve milletimiz için de devletimiz içinde hepimiz içinde çok büyük bir tehlike ve tehdittir. Onun içinde bu konularda da mezhepçilik ateşini körüklemek isteyenlere karşı hepimizin duyarlı olması lazım. Çünkü Avrupa bu savaşlarda böyle çatışmalar oldu, şimdi orta doğuda ve İslam dünyasında buna dönük özel çalışmalar yapılıyor. Bazı devletlerin istihbarat örgütleri özel gayretler yapıyorlar. Özel fonlar aktarıyorlar ve buradan bir şey üretmeye çalışıyorlar. Medyamızda ben eminim ki bunların bizden daha iyi farkındadır. Ama bu konularda da oynanan oyunları hep beraber görmemiz lazım. Hamdolsun Türkiye’de mezhepçilik yapan kimse yok. Böyle bir şey yok. Ama Türkiye’de böyle bir fitne tohumunu ekmek isteyenler var, bunlara da izin vermemek ve bunları görmek ve gördüğümüzde de biz sizi biliyoruz dememiz son derece önemlidir. Medyamızda da bu konuda önemli bir görev düşüyor.”

Bozdağ, “Bizim milli güvenliğimiz önemli ama din konusu da ben bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyorum” dedi.

TARİKAT VE CEMAATLERDEN KORKULUYOR, KONUSU

Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki sözlerinin de hatırlatılarak, bazı tarikat ve cemaatlerden çekinildiği ve korkulduğu için açıklamaların Diyanet tarafından yapılamadığı yönündeki bir soruya şu yanıtı verdi:

“Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şey; Dinimize zarar vermek isteyen veya Müslümanlara zarar vermek isteyen, dinimizin hakikatlerini başka gösteren ve dinimize saldırı niteliği olan konular konusunda bu dinin bilginleri, bu dinin ilim sahipleri konuşmalı, çekinmemeli. Ben bir korku olduğunu düşünmüyorum, tarikatlardan ve cemaatlerden, böyle bir şeyden. ‘Ben burada görüşümü yazarsam, benim üzerime şu tehlike, bu tehlike gelir diye bir korku şeyinden ziyade. Cumhurbaşkanımızın dediği şey şu; Bu konularda beni konuşturmayın. Yani ben bu konuda en son konuşacak kişiyim,  Ben Cumhurbaşkanıyım ama siz konuşmazsanız, konuşması gerekenler konuşmazsa, ne oluyor? Cumhurbaşkanımız konuşuyor. O zaman kim konuşacak. Dini bilen otoriteler konuşacak. Onlar konuşacak. Onlar da benim gördüğüm, bu bizim tarafımızdan korku gibi algılanıyor ama esasında bir alışkanlık. Bunu bir ihtiyaç gibi görmüyor. Burada kendisine durumdan bir vazife çıkarmıyor. Ortada bir olay oluyor. Sabahleyin kalkıp ‘Ya ben bu kadın konusunda Türkiye’nin en yetkin bilim adamı benim.’ Deyip bu konuda sizin gibi değerli basın mensubuyla veya bir televizyoncuyla veya bir yerde kendini ifade etmiyor. Bu neden kaynaklanıyor? Bazılarınıza göre korkudan olabilir. Adam çekiniyor olabilir. Bazısına göre, durumdan vazife çıkarmıyor olabilir. Bazısına göre alışkanlık olmuyor olabilir ama şimdi Cumhurbaşkanımız burada çok net bir şekilde diyor ki; Eğer alışkanlıksa alışkanlığınızı değiştirin, eğer bir korku üzerinizde hissediyorsanız o korkuyu kaldırın atın ve açık ve net olarak ortaya koyun, konuşun. Cumhurbaşkanımızın bu konularda konuşmak zorunda kalması esasında hem Diyanet olarak bizim, hem de ilahiyat fakültelerimizin bu konuda söyleyecek sözlerini ya söylememesi ya da yeterince söyleyememelerini nedeniyle topa girmek zorunda kalıyor. Cumhurbaşkanımızın dediği odur, çekiniyorsanız çekinmeyin, korkuyorsanız korkmayın. Ben ülkenin Cumhurbaşkanı olarak sizin arkanızda duruyorum. Korku sadece bu gerekçelerden bir tanesi. Ama onun içinde başka gerekçeler de olabilir. Eğer korku varsa sakın korkmayın, arkanızdayım. Eğer durumdan vazife çıkarmakta çekiniyorsanız, sakın çekinmeyin. Bu sizin göreviniz. Ben gene arkanızdayım. Bu konuda doğru bilgi sahipleri konuşsun. Cumhurbaşkanımızın açıklaması odur.”

‘CEMAAT VE TARİKAT TÜRKİYE’DE BU BİZİM GERÇEĞİMİZ’

Bozdağ bir soru üzerine cemaat ve tarikatın Türkiye’nin bir gerçeği olduğuna işaret ederek, “Anayasa, Tekke ve Zaviyeler Kanunu hepsini yasakladı ama şimdi hepimiz biliyoruz ki hepsi yaşıyor. Siz bir kanunla yasakladığınız da eğer bir iş yaşıyorsa onu yok etme imkanınız var mı? Yok. Şu anda Türkiye’de CHP Genel Başkanı bile hatırlarsanız seçimlerde İstanbul’da gitti, kendi belediye başkanı olduğu zaman bir tarikat temsilcisi ile beraber seçim kampanyasını başlattı. Kastamonu’ya gittiklerinde Şeyh Şaban Veli Hazretleri'nin türbesine giderek seçim kampanyasını başlattı. Biz hepimiz görüyoruz. Biz de gidiyoruz. CHP de gidiyor, MHP de gidiyor, herkes gidiyor. Toplumumuzun bir gerçeği mi bu? Gerçeği. Gözümüzü kaparsak yok oluyor mu? Yok olmuyor. O zaman biz bu gerçeği görerek, önümüzde yeni politikalar geliştirmemizde fayda vardır” diye konuştu.

‘DİN DİYANET’İN TEKELİNDE DEĞİLDİR’

Dini konuların, ne Diyanet’in, ne ilahiyatların ne de İmam-Hatip Lisesi öğretmenlerinin tekelinde olduğunu belirten Bozdağ, şunları söyledi:

“Dini konular, hiç kimsenin tekelinde değildir ama bunlar bu konuda daha eğitimli oldukları için öne çıkıyorlar. Bir de bunların dışında değişik şekillerde ilim, irfan sahibi olan, toplumun saygınlığını kazanan muteber İslam alimleri var. Her yerde var bu. Adam diyelim İlahiyat bitirmemiş ama hakikaten ilmiyle, irfanıyla gerçekten herkeste saygınlık uyandıracak insanlar var. Bu insanlara da toplumumuz itibar ediyor. Dinin zarar görmesi, gölgelenmesi ve yanlış anlaşılması konusunda Diyanet’e ne kadar görev düşüyorsa bunlara bir fazlası düşüyor. Onların da taşın altına elini koyması ve bu saldırılar karşısında bu yanlış algılar karşısında mücadele etmesi lazım.Yani ‘sesinizi çıkarın’ derken, herkes bu noktada birisi dinin özüyle bağdaşmayan bir şey çıkardığında hemen oradan kalkıp sesini çıkarması lazım."

‘CUMHURBAŞKANIMIZI YANLIŞ ALGILATMAYA KALKTILAR’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki ‘güncelleme’ ifadelerinin yanlış yansıtıldığını belirten Bozdağ, şunları söyledi:

“Güncelleme konusunda, yani Cumhurbaşkanımıza buradan çok saldıranlar oldu. Sanki reform gibi algılatmak isteyen ve algılamak isteyenler oldu. Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Tayyip bey aklı erdiği günden bu güne imanıyla ihlasıyla ameliyle ortada olan birisidir. Ve imanı amelinin bedellerini de yaptığı mücadele içerisinde ödemiş birisidir. 28 Şubat’ın ve ülkemize pek çok yanlış uygulamaların ortaya koyduğu bütün sakatlıkları ortadan kaldıran bir liderdir. Bugün Türkiye’de dinin öğrenilmesi ve öğretilmesi ve muhafazakar mütedeyyin insanların kendini ifade etmesinin önünde ne kadar engel varsa, Allah’ın izniyle hepsini kaldıran bir liderdir ama şimdi bakıyorsunuz burada saydırıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şey çok açıktır. Bir konuda açık ayet varsa ve sahih kesin sünnetten deliller varsa ona uyacağız. Onu tartışmaya gerek yok ama diyelim ki açık bir şey yok. O zaman ne yapacağız, içtihat yapacağız. Ben dün müftüler toplantısında bir ayet okudum. Yanlış söylersem düzeltin beni. İşte diyor ki ey iman edenler Allah'a itaat edin, Peygamberi'ne itaat edin ve sizden ulu emrede itaat edin diyor. Arkasından da diyor ki herhangi bir hususta diyor ihtilaf çıkarsa onu Allah ve Rasulüne götürün diyor. Yani bir meseleyi çözmek için bir ihtilaf çıktı o zaman Kuran’a bakın sünnete bakın diyor. Orda cevap bulamıyorsanız o zaman icma var, kıyas var, akıl var. Kuran ve Sünnete aykırı olmamak şartıyla içtihat yapacak. Şimdi diyelim ki, şu anda uçak var, bilgisayar var, başka başka pek çok o dönemde olmayan konular var. Bunlarla ilgili ne yapacak İslam alimleri, elbette İslam’ın temel kaynaklarına bakıp içtihat üretecek. İslam son dindir, kıyamete kadar yaşayacaktır. Eğer kıyamete kadar ortaya çıkacak sorunlara çözüm üretemezse, gelişmelere cevap veremezse, ihtiyaçlara cevap veremezse, o zaman kıyamete kadar varlığını nasıl sürdürecek? Peygamberimiz son peygamber, İslam son din. Bunun anlamı bizim inancımıza göre kıyamete kadar gelecek bütün sorunlara çözüm üretebilir. Bütün gelişmelere, ihtiyaçlara cevap verebilir. Bunu kim sağlayacak? Bunu içtihatlar, İslam alimleri sağlayacaktır. Ezmanın tagayyürü ile ahkamın tagayyürü inkar olunmaz derken biz Kuran'ı ve sünneti değil, Kuran'a ve Sünnete bakan gözlerimizi, kendi bilgilerimizi güncelleyeceğiz. Dinde Reform olmaz, dinde reform yapılamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı bu tür düşünceye sahip olanlarla mücadele ile geçmiştir. Kim dinde reform diyorsa o din düşmanıdır. Şimdi dinde reform demek dini değiştirmek demektir. Beğenmediğin yeri yontmak demektir. Şöyle öyle demektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Buradan birileri başka bir noktaya götürmek istiyor.

Cumhurbaşkanımızın dediği kendimizi güncelleyeceğiz. Tefsir kitaplarını okuyanlarınız olmuştur. Çok büyük bir alim yazıyor, altında diyor ki Allahü alem yani ben diyor bu ayetten bunu anladım ama diyor bu ayetin gerçek manası nedir Allah bilir diyor. Ben diyor onu bilemem diyor. Yarın başka bir alim o ayetten başka bir anlam çıkarabilir. Kesin bir şey hüküm ifade etmiyorsa yoruma açıksa, birisi öyle yorumlar, birisi böyle yorumlayabilir. Onun için de bu kesin olarak bunun manası yüzde 100 budur dediğinizde dini dondurursunuz. O zaman o sorunlara muhatap olanlar değişiyor. Onların ilmi de değişiyor, bakışı da değişiyor. Onun için buradaki tartışmalar değerli arkadaşlar kesinlikle reform değildir. Sayın Cumhurbaşkanımıza kim ki o güncellemeyi öyle yapar, o Cumhurbaşkanımıza haksızlık etmiş olur.

Ertesi gün zaten konuşmasında bu konudaki şeye çok net bir açıklık getirdi. Bu yüzden güncelleme reform değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı reform diyenlere karşı mücadeleyle geçmiştir."

NURETTİN YILDIZ KONUSU

Kadınlara yönelik açıklamaları tepkilere sebep olan Sosyal Doku Vakfı Onursal Başkanı Nurettin Yıldız hakkında açılan soruşturmayla ilgili soruya da yanıt veren Bozdağ, şunları söyledi:

“Şimdi soruşturmalarla ilgili şunu söyleyeyim, şu anda Nurettin Yıldız’la ilgili medyaya yansıdı. Bazı vatandaşlarımızın şikayeti üzerine başlatılan soruşturmalar var. Kişiler dini konularda farklı düşündü diye bizim kanunlarımızda bir suç yok. İnsanlar bu konularda farklı düşünebilir, farklı değerlendirmeler de yapılabilir. Ama zaman zaman yapıyor.

İşte geçen Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında da bir vatandaşımız şikayette bulunuyor, bu evlenme konusu, boşanma konusu üzerine bazı fetvaları alarak. Savcılıklar bizim usül hukukumuza göre mecburen yapılan şikayeti esasa kaydediyor. Esasa kaydettiği an soruşturma otomatik başlamış oluyor. Tabi gazeteciler onu hemen alıyor, ‘soruşturma başladı.’ Doğru, soruşturma başlamış oluyor ama resen bir soruşturma değil bunların birisi. Vatandaşlarımızın şikayeti üzerine başlamış soruşturma. Diyanet İşleri Başkanlığı, demin de söyledim, Anayasa ve yasalarımıza göre dinin temel kaynakları doğrultusunda toplumu aydınlatmakla görevli. Şimdi vatandaşımız şikayet ediyor, ‘laik bir sistemde bu nasıl olur?’ diyor. Ama bizim Anayasamız laik, devletimiz laik ama aynı sistem içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı var ve Diyanet İşleri Başkanlığına da kanun bu görevi dinin sahih kaynaklarına göre yapma yetkisini vermiş. Tabi yapamayacağı işler de var ama vatandaşların sorunlarına ona göre cevap verme yetkisi vermiş. Dolayısıyla bu bizim Türkiye’deki uyguladığımız laiklik anlayışına ters değildir. Yani bir defa Anayasa’ya da ters değildir, 24’üncü madde çok açık, nettir, herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir, hiçbir şey olmadan dini ibadet yapma hürriyetine, dinini öğrenme hakkına da sahiptir. Ve bu görevler zaten Anayasa’nın 24’üncü madde çerçevesi ve 136’ıncı madde çerçevesi bir de 2’nci maddesi çerçevesinde yerine getiriliyor.”

‘ALO FETVE HATTI YAZILI YANIT VERECEK’

Alo Fetva hattının bundan sonra sorulan sorulara yazılı olarak yanıt vereceğini belirten Bozdağ, “Alo Fetva ile ilgili Ekrem hocam cevap verdi, gazetelerde oluyor, gerçekten mizah şeyler oluyor. Adam açıyor, ‘İşte böyle böyle’ bir soru soruyor, şimdi oradaki cevap verdiği zaman bilmiyor gariban, samimi bir vatandaş zannediyor. O da ona bir cevap veriyor. O alıyor o cevabı kullanıyor” dedi.

Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin, FETÖ’cüler geçmişte, 17-25 Aralık’ta hepiniz çok iyi bilirsiniz, soruyor işte, o dönemde FETÖ’nün başlattığı darbe teşebbüsü sırasında, ‘hırsızlık yapmak dinde nedir?’ diye soruyor. E şimdi o cevap veriyor… Ondan sonra manşet atıyorlar, ‘Diyanet’ten 17-25 Aralık’a destek.’ İşte Gezi’de başka sorular soruyorlar, ondan sonra, ‘Diyanet’ten Gezi’ye destek.’ Bunları yapanlar ahlaksız adamlar. Bu ahlaksızlar her yerde var. Gazetecilik adına yapıyorlarsa, gazetecileri kandıran davranışlar. Onlara karşı sizin yardımınıza bizim çok ihtiyacımız var. Böyle bir haber üreten olursa Allah için siz onlara yüz vermeyin. Vermezsiniz eminim ama bunlar oluyor. Fetvalar şahsidir, herkes söyledi. Fetvalar konusunda Diyanet yeni bir genelge hazırladılar. Ben onu izah etmek isterim, artık telefonla arayanlara telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor. Diyanet, Alo-Fetva hattını arayanların sorularını alacak ancak bu sorulara cevaplar yazılı olarak verilecek. Yazılı cevaplarda da ilçenin müftüsünün ilçedeyse, ildeyse il müftüsünün, Diyanet’te ise Din İşleri Yüksek Kurulu’nun onayı olacaktır. Dini bilgilendirme görevini herkes yapacak onda şüphe yok. Yüz yüze geldiğinde herkes ona cevap verecek ama öbür türlü sorular, kaydedilecek, arşivlenecek, verilecek cevaplar da kaydedilecek, arşivlenecek. Herkes geldiğinde kim ne dedi, kim ne sordu hepsi orada belli ve iletişim bilgileri de olacak.”

CUMA HUTBELERİNDE MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMİ

Bozdağ, Doğu ve Güneydoğu’daki bazı illerde son dönemlerdeki Cuma hutbelerinde, siyaset ve milliyetçilik söylemi iddialarıyla bazı cemaatin camiyi terk ettiği yönündeki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Cuma hutbelerinde ben bir milliyetçilik damarı görmüyorum ama PKK terör örgütü Zeytin Dalı Harekatı nedeniyle Doğu ve Güneydoğu’da bazı yerlerde vatandaşlarımızı tahrik etmek ve devletin, milletin bir bütünleşmesini engellemek için bunları özellikle yaptırıyor. Bu, terör örgütünün örgütsel bir faaliyetidir. Doğu ve Güneydoğu’da vatandaşlarımızın bir tepkisi yok. Bakarsanız, birkaç tane yerde var o tepki gösterenleri de devlet biliyor kimler olduğunu. O bölgedeki insanlar da biliyor. Onlar, terör örgütünün üyeleridir. Sırf camideki bu ibadeti provoke etmek, vatandaşlarımızı bu konuda rahatsız etmek için yapıyor. Diyarbakır’daki Ulu Cami'deki vatandaşlarımız da bu kişilerin yaptığı şeyden dolayı fevkalade rahatsızlar. Diğer camilerdeki Müslüman kardeşlerimizin hepsi de bundan rahatsızdır. Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaşlarımız bu teröristlere destek vermemektedir, vermemiştir, ben bundan sonra da vereceğine inanmıyorum. Onlar da hep beraber ordumuzun Afrin’de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı’nın başarısı için dua etmektedirler. Burada aramızda bir fark yoktur. Terör örgütü üyeleri vasıtasıyla abdest alıp camiye geliyor, giriyor camiye, cami herkese açık giriyor ve onlar onu yapıyorlar. İşte gördük geçen, Maraşlı şehidimiz, Kur’an-ı Kerim yere düşmüş, Kur’an-ı Kerim’e saygısından alıyor ve içine tuzaklanmış bomba ve şehit oluyor. Sur’da gördük, Şırnak’ta gördük, Cizre’de gördük, camilerde Kur’an-ı Kerimlere ve caminin minberine, mihrabına içine neler yaptıklarını gördük. Bunların dine saygısı yok, dine inancı da yok. Dine inancı olan bir adam Kuran’ın içine bomba koyar mı? Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde şehitlerimizi anmak, İslam’ın şehitlik anlayışını anlatmak neresi milliyetçilik? İslam’da şehitlik var. Onu anlatacak Mehmetçiklerimize bir mücadele içerisinde olduğu dönemde dua etmenin neresi milliyetçiliktir? Bizim dinimizde mücadele eden insanlara dua etmek vardır ve biz dua ediyoruz. Diyanet camilerinde de bu dualar yapılmaktadır. Bunun milliyetçilikle alakası yok.”

TARTIŞMA OLUŞTURAN FETVALARI VEREN KİŞİLERLE NEDEN KONUŞULMUYOR

“Diyanet İşleri Başkanlığı tartışama oluşturan fetvaları veren kişilerle neden konuşmuyor?” sorusuna ise Bekir Bozdağ şöyle yanıt verdi:

“Kişilerle niye konuşmuyorsunuz?’ dendi, konuşuluyor. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu konuşmaları yapıyor, önümüzdeki günlerde hem toplu hem bireysel ayrıca görüşmeler planlandı, yapılacak. Bir kısmında ben de bizzat bulunmayı düşünüyorum. Hep beraber oturup konuşacağız. Yani biz toplum içinde saygınlığı olan, muteber, gerçekten İslam bilgisi konusunda da Diyanet’te olsun olmasın herkesin değer verdiği otoriteleri kast ediyor. Yani onlarla ilgili zaten Diyanet’in onlarla ilişkisi kopmuş değil geçmişte de var. Zaman zaman bir araya geliniyor, konuşuluyor. Belki bundan sonraki süreçte Daha fazla konuşma imkanı olacaktır, çünkü bu saldırıları hep beraber büyük bir hassasiyet göstererek etkisizleştirebiliriz.”

‘ALEVİ VATANDAŞLARA YÖNELİK ÇALIŞMALAR’

Bir soru üzerine, “Biz Alevi vatandaşlarımızla ilgili gerçekten pek çok adımı attık bundan sonra da atmaya devam edeceğiz” diyen Bozdağ, Alevi dedelerinin yurt dışında görevlendirilmesi ile ilgili şunları söyledi:

“Bugün bir gazetede gördüm, CHP’li bir milletvekili bir soru sormuş, ‘neye göre belirliyorsunuz?’ Diyanet belirlemiyor onları. Onlar, kendileri yurt dışına gitmek isteyen Alevi dedelerinden oradaki dernekler, vakıflar, dede istiyorlar, Diyanet İşleri Başkanlığı da onları görevlendiriyor. Yani Diyanet bunları seçmiyor, gazetede ‘Neye göre Diyanet bunları seçiyor?’ Diyanet’e iletilen isimleri Diyanet görevlendiriyor. Onlar kendileri seçiyor, dernek, vakıf, kimse onlar seçiyorlar, onlar gönderiliyorlar. Yani diyelim ki, onlarla ilgili çalışmalarda çok ciddi adımlar attık biz. Mesela ilk defa Diyanet TV’de ve Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Hz. Ali Efendimiz, evlatları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizin, özellikle Hz. Hüseyin Efendimiz ve ehli beytin Kerbela’da şehadetine ilişkin şimdiye kadar böyle çok boyutlu çalışmalar yoktu ama ilk defa uzunca bir zamandır Diyanet İşleri Başkanlığı bunları başlattı.”

‘DİYANET, AK SÜTÜN İÇİNDEKİ AK KILI HERKESTEN ÖNCE FARK ETMELİ’

Diyanet’in bundan sonra terör örgütlerinin dini istismar etmesinin önüne geçmesi konusunda daha aktif olacağını belirten Bozdağ, “FETÖ ve diğer terör örgütlerine ilişkin de söyledik, burada Diyanet bundan sonra daha aktif rol alacak ve terör örgütü ve bu noktada dinimizi istismar etmek isteyen yapılarla ilgili herkesten ama herkesten çok önce farkına varacak bir çalışma olması lazım. Diyanet ak sütün içindeki ak kılı herkesten önce fark etmeli ve başkalarını da fark ettirmelidir. Bu noktada elbette büyük bir görev düşüyor. Bunun üzerinde de Diyanetimiz bundan sonra daha fazla duracaktır” dedi.
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
//
// //
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TBMM Başkanı Yıldırım: Acılarımız tazeliğini koruyor
TBMM Başkanı Yıldırım: Acılarımız tazeliğini koruyor
Adnan Oktar ve grubuna şikayet yağmuru
Adnan Oktar ve grubuna şikayet yağmuru